El-Feydi’den Uyarı: Devam Eden Halk Devrimini Yok Etmeye Çalışanlar Var

 

El-Feydi, İstanbul’da yaptığı bir röportajda, Müslüman Âlimlerin, halkı, gasp edilmiş haklarını geri almak için her türlü aracı kullanmaya davet eden ilk kurul olduğunu söyledi.

Irak Müslüman Âlimler Heyeti (HEYET) Resmi Sözcüsü Muhammed Beşar El-Feydi, Heyetin, 2010 yılından beri, halkı, gasp edilen haklarını geri kazanmak için mümkün olan her yolu denemeye teşvik ettiğini söyleyip, halkın, barışçıl eylemler yapmak, gösteriler düzenlemek ve sivil itaatsizlikte bulunmak suretiyle dışa vuracağı bireysel gücü dışında her hangi bir şeye sahip olmadığının altını çizdi.

Geçtiğimiz günü, İstanbul’da, Anadolu Haber Ajansına verdiği röportajda Dr. El-Feydi, Heyetin, bir yıl boyunca, basın yayın organlarını ve diğer birçok yolu kullanarak, 25 Şubat 2011 tarihinde başlatılan devrimin semeresini toplayabilmek için halk kitlelerini bir araya getirmek üzere çalıştığını söyledi. Ayrıca, o dönem 16 ilde, 18 büyük gösteri yapan bu devrim girişiminin silah zoruyla bastırıldığını; ancak Heyetin bu devrime hiç bir zaman bitti gözüyle bakmadığını, aksine, onu, üzeri külle kaplanmış bir kor parçası olarak gördüğünü ve iki ay önce patlak veren bu yeni halk devriminin de bu devrimin gittikçe büyüyerek yoluna devam ettiğinin kanıtı olduğunu sözlerine ekledi.

El-Feydi, devam eden bu halk devrimini yok etmek ve var oluş sebebi olan hedeflerinde başarısızlığa uğratmak için onu mezhepsel bir çatışma haline getirmeye çalışanların olduğu konusunda uyarıda bulundu. Daha sonra, bu tür kötücül düşüncelerin, devrimi, silahların konuştuğu bir şiddet operasyonuna dönüştüreceğine bunun ise devrime büyük zararlar vereceğine dikkat çeken El-Feydi, Irak halkının bu tür düşüncelere karşı direnebilecek güçte olduğunu ve bu kutsal devrimi ulusal bir proje olarak idame ettirebileceğini söyledi.

El- Feydi, Irak halkının tamamının maruz kaldığı şiddet ve zulmün, kuzeyinden güneyine bütün ülkede görülen bu protesto ve gösterilerin başlamasına sebep olduğunu söyleyerek, hiç ayrım yapılmaksızın adam öldürme, idam hükümleri verme, 2003 yılından beri bakanlıklarda ve devlet kuruluşlarında yolsuzlukların yaygınlaşması –ki, kullanılmayan birçok şey için halkın parasının çarçur edilmesini de buna dâhildir- ve halkın, günlük ihtiyaçları olan elektrik, içme suyu ve hastane hizmetleri gibi zaruri ihtiyaçlardan mahrum bırakılmasını devrimin başlamasına sebep olan bu zulmün sınırları içinde zikretti.

Ayrıca, El Feydi,  şuan ki hükümetin zalim işgalciler tarafından kurulmuş olduğu düşüncesinin insanların içinde hep var olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle devrimin ve taleplerinin iki başlıkta toplanabileceğini; bunların ilkinin –ki asıl amaç budur- yağmalanmış malların kurtarılması, hizmetin artırılması, mevcut siyasi sistemin değiştirilip Nuri El-Malikî hükümetinin düşürülmesi, hapishanelerde tutuklu bulunan kadın ve erkek tutukluların çıkarılması, keyfî tutuklamaların durdurulması ve anayasanın feshedilmesi olduğunu, İkincisinin ise bütün bunların devrim kabına boşaltılması olduğunu söyledi. Daha sonra bu devrimin devam edeceğine işaret ederek, kazanın, altında ateş yandığı sürece kaynamaya devam edeceğini, Nurî el-Malikî ve hükümet güçleri tarafından uygulanan baskı nedeniyle engellense dahi, zulüm var olduğu sürece devrimin de hedeflerini gerçekleştirmek için yeniden döneceğini söyledi.  

Dr. El-Feydi, Nuri el-Malikî’yi, Irak halkının da çok iyi bildiği üzere anlaşılması zor bir adam olarak vasıflandırdı. Ona göre, El-Malikî, pek çok uzlaşma projesi ortaya atmış, bu bağlamda on yediden fazla girişimde bulunmuş; ancak hepsi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır, bu nedenle halk onun hiçbir şey yapmayacağını, hiçbir şey sunmayacağını iyi biliyor ve buna iyice ikna olmuş durumdadır. Çünkü o, üst düzeyde bir mezhepçi ve anormal bir adamdır. Ayrıca bir şey yapmak istese bile yapamaz çünkü rejimin tamamı bozuk. Halk saf değil, bu nedenle sistemi değiştirmek ve Irak halkına yük olan ve arzu edilen barışı gerçekleştirmek için engel teşkil eden bütün sembolleri kökünden kazımak istiyor.

Resmi sözcü, 2011 yılında yapılan devrime güney bölgelerinden de büyük bir katılım olduğuna, şuan ki devrime ise bu bölgelerden henüz bir katılım sağlanmamış olsa da hiçbir hizipçi ve ırkçı yanı olmayan; bilakis kuzeyinden güneyine bütün Irak halkını kapsayan bu devrime katılmak için arzu duyduklarına işaret etti. Ayrıca Irak halkının, hükümetin kalesi olan ve oranın düşürülmesi ile kendisinin de birkaç saat içinde buharlaşıp yok olacağı yeşil bölgeye ulaştığında da, ilk evrede olduğu şekilde, barışçıl bir şekilde yola devam edeceklerine ve mevcut hükümeti feshedeceklerine inandığını söyledi.

Müslüman Âlimlerin, Mehdi Ordusu lideri Mukteda Es-Sadr hakkındaki görüşleri konusunda ise, Heyetin, işgal sürecinde Es-Sadr ile iş birliği yaptığı, işgale karşı direniş başlattığında bir süre için onu desteklediği ve gerek Mukteda Es-Sadr gerekse de diğer başkaları olsun Irak’ın bütünlüğünü muhafaza etmeyi ve Iraklıların saflarını birleştirmeyi amaç edenleri tebrik ettiği şeklinde bir açıklama yaptı. Ayrıca, Mukteda Es-Sadr ile yaşadıkları problemin, onun tutumunu tam netleştirememiş olması; yani bugün bir tutumu benimseyip birkaç gün geçmeden o tutumu değiştirmesi ve çelişkili Arap meseleleri hakkında farklı görüşlere sahip olması olduğunu ifade edip, onun, halkın bombalanmasına, roketatarlar ve karadan yapılan füze saldırılarıyla öldürülmesine rağmen Suriye rejimini desteklemesine kurul olarak çok şaşırdıklarını da sözlerine ekledi.   

Iraklı göstericilerin Suriye ordusuna karşı besledikleri sevgi hakkında sorulan soru üzerine Dr. El-Feydî, Irak halkının Suriye halkıyla fıtrî bir yakınlık içinde olduğunu; çünkü bu iki halk arasındaki tek ayrımın yapay sınırlar olduğunu, ayrıca Iraklıların Suriye’de yaşananlardan dolayı derin üzüntü duyduğunu, bu nedenle gösterilerde halkı savunan Özgür Suriye Ordusu lehine atılan sloganların çok da şaşılası olmadığını söyleyip, Irak’ta da benzer şekilde Özgür Irak ordusunun kurulacağı yönündeki haberleri kesin bir dille reddetti. Buna sebep olarak ise, Suriye’deki devrimin, halkı korumak için, birden patlak verdiğini; Irak’ta ise zorba bir işgal ile karşı karşıya kalındığını, bu nedenle orada –gerekirse- halkı savunmak ve Irak’ın özgür ordusunun rolünü üstlenmek için hazır bekleyen direniş gruplarının hâlâ var olduğunu gösterdi.   

Ayrıca El-Feydi, eski Irak ordusunun, subayları ve diğer her mertebesi ile hâlâ hazır beklediğine işaret ederek, onların, halkı savunmak için hazır olduklarının; çünkü bu ordunun mezhepçi ya da ırkçı temeller üzerine inşa edilmeyen millî bir ordu olduğunun ve orada Sünnisinden Şiisine, Kürdünden Yezidîsine her grup ve etnik kökenden subayların bulunduğunun altını çizdi. Daha sonrasında ise Eski Irak Ordusuna karşı Irak halkının büyük bir sempati beslediğini, Iraklıların, şu ya da bu olayda geleceğin seçiminde, Irak Direniş gruplarında yer alan bu subaylara derinden güvendiğine; çünkü Irak’ın geleceğinin bu cesur ordu olmaksızın başarılı olamayacağına dikkat çekip ardından da şu an halkı yönetecek askeri bir akıma ihtiyaç duyulmamasını ve bu halk devriminin şiddetin içine çekilmemesini temenni ettiklerini söyledi.

İran’ın Irak’a yönelik bariz müdahalesi konusunda ise Dr. El-Feydi, bu müdahalenin çok da yeni bir durum olmadığını; bunun, Irak’ın, o dönem İran ile koordineli çalışan Amerika tarafından acımasızca işgal edilmesiyle başladığını söyleyerek, Müslüman Âlimler Heyetinun daha o zamanlar, basın yayın organları aracılığıyla, İranlı yetkililerin Amerikan kamplarında Iraklı direnişçileri sorguladıklarını ve bunun da her ikisi arasındaki yardımlaşmanın ne derece olduğunu gözler önüne serdiğini duyurduğunu da hatırlattı. 

El-Feydi; “İran, işgalin gölgesinde kurulan bu mevcut siyasi sistemi başından beri desteklemiş ve politikacılarını getirerek onları bir sonraki hükümetlerin oluşumu için işgalcilerin kucağına atmıştır. Ayrıca kendi topraklarında eğitip finanse ettiği milislerini de, Amerikan ordusunda ve polis merkezlerinde görev almaları için Irak’a göndermiştir. Bu kimseye gizli değildir. İranlılar Irak’taki nüfuzlarının Amerika’nın nüfuzundan daha güçlü olduğunu kabul ederler, ki bu bizzat İranlıların liderleri tarafından böyle ifade edilmiştir.” dedi ve şuan Irak’ın en büyük probleminin, “ kötü komşu” olarak vasıflandırdığı İran olduğunu, çünkü Müslüman Âlimlerin 2006 yılından beri söylediği gibi İran’ın,  Irak’ın bütün içişlerine karıştığını sözlerine ekledi.

Dr. El-Feydi, İran’ın planlarının yalnızca Irak’ı kapsamayıp daha ulusal bir proje olduğuna işaret ederek, İran’ın bölgede bir kutuplaşma arayışında olduğunu ve bütün bölgelerde söz hakkına sahip olmak istediğini, bu nedenle de Suriye’yi el atında tutmaya ve ilk hedeflerinden sayılabilecek olan Irak ve Lübnan’da egemenlik sağlamaya çalıştığını söyledi. Ardından da Washington’un İran’a sunduğu bu altın fırsattan dolayı duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.

Suriye devrimi başarılı olursa eğer, bunun, İran’ın bölgedeki nüfuzunu azaltacağına dikkat çeken El-Feydi, İran’ın sonunun ise, kilit nokta kabul edilebilecek Irak’ta olacağını; çünkü burada nüfuzunu kaybederse, bütün dünyada da kaybedeceğini söyledi ve Irak’ın İran için ya dünyaya açılacak kapı olacağını ya da mezar olacağını ifade etti. Irak’ta İran ile işbirliği içinde olan oluşumların var olduğu söylemlerini ise reddederek şöyle dedi: Iraklıların çoğu İran’ı sevmez; çünkü bilirler ki İran onları hor görüyor, onun amacı din değil ırktır. O sadece hedefine ulaşmak için Şiilikten besleniyor o kadar. Irak’taki Şiiler dahi, işgal esnasında İran’la işbirliği yaptıkları esnada fark etmişlerdir ki İran kendisini onlardan üstün görüyor ve Arap olmaları sebebiyle onları küçümsüyor.”

İran’ın Irak’taki nüfuzun en önemli sebebinin Şiilerden oluşan siyasilerin varlığı olduğunu söyleyen El-Feydi, Maliki’nin, Irak’taki İran’ın temsilcisi olduğunun altını çizdi ve Müslüman Âlimlerin, Irak’ın işgal pisliğinden ve yardakçılarından temizlenmesi için Kürtlere ve -çoğunluğunun İran ve Maliki’den nefret ettiği- Şiilere itimat ettiğini; çünkü Irak’ın tek bir projesi olduğunu ve ortak bir hedefe sahip olduğunu söyledi.

El-Feydi Suriye dosyasıyla ilgili olarak ise şunları söyledi: “ Bir yönetim, düşmanlardan korunmak için donatılmış uçaklarıyla kendi halkını vurmaya başladığında, o vakit, meşruiyetini kaybeder. Bundan sonra sistemin yönetime devam etmesi mümkün olmaz; özellikle Suriye uluslar arası çatışmalara sahne olmuşken -ki şayet büyük devletler bu sahnede yer almasaydı çatışma halkına lehine dönmüştü bile…-” Ayrıca El-Feydi Suriye’deki durumun büyükler arasında oynan bir kart oyununa döndüğüne ama ceremesini halkın çektiğine işaret ederek, bunun zamana bağlı bir mesele olduğunu, rejimin er geç yıkılacağını ancak ne yazık ki bu dönemde halkın kurbanlar vermeye devam edeceğini söyledi.

Röportajın sonunda Müslüman Âlimler Resmi Sözcüsü mevcut Irak yönetiminin Suriye meselesindeki tutumunu açıkladı ve Irak’tan Suriye rejimine arabalar ve kamyonlar dolusu yakıt ve silah gittiğini, yine arabalarla insanların taşındığını -ki bunların Suriye’ye varmadan yarı yolda direnişçiler tarafından ele geçirildiğini-, Necef havaalanına hemen her gün silah taşıyan uçakların iniş yaptığını ve bunların oradan Suriye’ye nakledildiğini açıkça gözler önüne sererek, İran, Maliki Hükümeti ve Suriye rejiminin bu olayda tek cephe olduğuna dikkat çekti.  

 

HEYET Net

Loading

Related posts

Leave a Comment